object1311732607

ten20x1000

Geçmişe Yolculuk

GEÇMİŞE YOLCULUK

Büyükannem ile büyükbabam, 115 yıl önce Abdülhamid zamanında, Kuzey Kafkasya Karaçay- Çerkes Özerk Cumhuriyeti Teberdi’den (Tanrıverdi) gelip, Konya’nın Başhüyük kasabasına yerleşen yaklaşık 250 aileden biridir.

Başhüyük, Konya’nın diğer beldelerinden çok farklı bir yerleşim alanıdır. Türkiye’nin ilk köy kenti olma özelliği taşıyan bu belde, tarıma dayalı, demokratik, aydın bir kasabadır.  Burada evler planlı, çevre de bol ağaçlıdır. Çok erken yıllarda elektrik ve su bağlanmış olup, kız-erkek birlikte okula gitmektedir.

Ben, size biraz ailemden bahsetmek istiyorum. Bizim aile, babam Süleyman, annem Şadiye ve 4 erkek 2 kız kardeşten oluşmaktadır. Babaannem ile büyükbabamı tanıma şansım olmadı; fakat büyüklerimden hikayelerini dinledim. Çok özel insanlar olduklarını biliyorum. Beni en çok etkileyen, babaannem olmuştur.

Babaannem, akordeon çalıp beste yapan sanatkâr kişiliğinin yanında, halk tabipliği yapan, köyün ebesi, sınık- çıkıkçısı, yardımsever ve bilge, şaman bir kadınmış. Dedem, İsmail Marşan, bey sülâlesinden olunca, ailesi babaannemi, dedemle zorla evlendirmiş.Babaannem, aslında başka bir genci seviyormuş.Ama asilzade sınıfından olmadığı için,  annesi ve babası onu sevdiğine vermemiş.İsmail Marşan dedem’i tecih etmişler,babaannem de sevmediği biriyle evlenmek zorunda kalmış.Kendi babasının sülalesi Batça(Özden) dedikleri, kendi toprağı ve damgası olan bir aile oldukları için,kendilerinden bir üst sınıfa kızlarını vermeyi uygun görüyorlar.

Herkes dendi dengine evlenecek kuralı var.Ancak sevgi bu ya,insan kolay kolay içinden

silemiyor.Babaannem,bir akşam,iki çocuğunu da uyuttuktan sonra Teberdi’deki evine yakın bir yerdeki düğüne eski sevdiğinin de geleceği haberini alır ve onu görmek için, iki patates tarlasını geçip, komşunun duvarına çıkıp,kimseye görünmeden, sevdiği adamın oyununu hayranlıkla izlemeye başlar. Derken arkadan bir el gelip saçından çeker ve gülerek:‘ ‘Haydi artık eve, bu kadar yeter…’’ der.Bir de ne görsün, arkasındaki kişi kocasıdır.

Dedemin,babaannemi o saatte orada bulmasına, eski sevdiğini izlemesine gülerek,biraz da gelenekçi tavırla nüktedan yaklaşması ilginç bir durumdu.Çünkü dedem,babaannemin saçını çekerek gelenekçi tavrını göstermiş,diğer yandan da, gülümseyerek, ‘ bu kadar yeter’ demesi ona olan saygısını göstermiştir.

Dedem yapı olarak sakin mizaçlı, tıpkı babaannem gibi sınık -çıkıkla ilgilenen, halk tabipliği yapan, aynı zamanda yetenekli bir girişimci olduğunu söylerlerdi.

Dedem, 1903 yılında, muhasebe ve dil dersleri aldıktan sonra Konya’da, iki yıl dükkân çalıştırmış. Ancak babaannem, halası Cavbedek’in yanına gitmek için dükkânı sattırmış. Herkes belediyeden ev alırken dedem, kendi parası ile şimdiki evimizi yaptırmış. Ondan önce de babaannemin halası Cavbedek ve eşi Abek (köyün muhtarlarından) kendi evlerini dedeme satarak, kızları Işıyat ve Ayhan’ı da alıp Bursa’ya gitmişler. Ancak orada birkaç yıl yaşadıktan sonra geri dönerek, tapusuz sattıkları evi, dedemden geri istemişler. Dedemin evi sattığına dair elinde belgesi olmadığı için, bir şey yapamayacağını anlamış ve akrabalık ilişkileri bozulmasın diye evi geri vermiş.

Bizimkiler, töreye aykırı olduğu için, büyüklerinin yanında çocuklarına sevgilerini gösterememişler. Benim zamanımda, ne yazık ki evde büyüklerimizden kimse yoktu. Sadece yan evde yaşayan babamın teyzesi, Kabehan vardı. Kabehan’ın gözleri görmüyordu. Köyün derviş kadınlarındandı. İki yaşındayken ‘daba’ diyerek onun kapısını çaldığımı hatırlıyorum. Onun, bütün köylü ile arası çok iyiydi. Gönüllü olarak ona yardım eden, yanında bulunan kızlar vardı. Bunlardan biri, onun hakkında şöyle diyordu: “Eve gelen her çocuğa şeker, genç kızlara da kendine göre hediyeler verirdi. Hisleri çok kuvvetliydi. Birçok insan gelip, ondan dua isterdi. Gelenlere öğüt veren, çok sevecen ruhlu bir kadındı.” Almanya’da, Karaçay Günü’nde gördüğüm Başhüyüklü Sevimgül Hanım da (Batal’ ın büyük kızlarından) onun çok yardımsever biri olduğunu anlattı.

Biz, bütün kardeşler bu evde dünyaya geldik. Evin küçüğü olduğum için, annem ve babama

diğer kardeşlerimden daha yakındım. Babam, aydın bir çiftçiydi. Öyle ki,50 yıl önce bütün gazeteler bizim eve girerdi. Köylerde, 4K denilen arıcılık, marangozluk, ziraat eğitimine katılmış, eli de hemen hemen her işe çok yatkındı. Öte yandan tehlike nedir bilmez, yırtıcı hayvanlarla bile mücadele ederdi. Babamın, kırda at üstünde, bir kurdu kovalayarak yorduğunu, daha sonra kamçı ile kurdun burnuna vurarak öldürdüğünü, kürkünü de Belediye Başkanı Kazım Teke’ye hediye ettiğini biliyoruz. Babam, aynı zamanda iyi de bir sporcuydu. Mesela onun, güreşte ve koltaşı’nda (gülle) çok yetenekli olduğunu, kimsenin omzunu yere koymadığını söylerlerdi. O, toplum içinde rahat konuşan, iyi derecede hatipliği olan, özgüveni yüksek, biriymiş. Babamın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile de bir anısı var.  Celal Bayar, bizim köye 2 kez gelmiş. İlk gelişi seçim öncesi, ikincisi ise seçim sonrasıymış…

1950 yılının Ramazan ayı’nda, bizim köye ilk kez gelen Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı karşılama ve ağırlama işi, babama verilmiş. Köylüler, büyük bir coşkuyla evlerinden getirdikleri kırmızı yün halıları köy meydanına kadar serip, protokol yolu yaparak, süslü taklarla(kemer) Celal Bayar’ı karşılamışlar.

Daha sonra annem, Cumhurbaşkanına sahur’ da yemesi için, milli böreğimiz olan etli hıçın hazırlamış. Babam, gece Celal Bayar’ın kaldığı eve (İlyaz İtez’in evi) gittiğinde, karanlıkta kimin geldiğinden haberi olmayan Cumhurbaşkanının koruması, babamın kafasına silah dayamış. Babam, bu durumu pek sakin, korkusuz bir şekilde karşılamış ve Cumhurbaşkanımıza yemek getirdiğini söyleyince, koruma özür dileyerek yemeği almış.

O yıllarda bir çok anı biriktirdim. Mesela, manevi babam Abdullah Çelik ile bir  anımı

anlatmak istiyorum.Babamın çalıştırdığı Akdoğan Çayevine abimlerle birlikte ben de gitmiştim. Varto depreminden sonra Konya’ya yerleşmiş, dört kürt aileden biri Abdullah Çelik…Çayevine gelerek, ‘ ‘ Hayırlı olsun’’ diyen Abdullah Bey,bir köşeye oturdu.Ben o sırada ben,masa topu(langırt)oyununu izliyordum,o benim heveslenerek izlediğimi görünce, ‘ ‘Biz de oynayalım mı?’’ dedi. Abdullah Bey ile langırt oynamaya başladık. Babam, daha önceden oyunun nasıl oynandığını bize göstermişti.

Oyun bitince,Abdullah Bey babama,askerdeki oğlu Ahmet’in gönderdiği mektubu okumasını söyledi ve dedi ki: ‘‘ Süleyman Ağa,kızını bana yarım saatliğine fotoğraf çekimi için verir misin?’’ diye sordu. Babam: ‘ ‘ Neden?’’ diye sorunca;Abdullah Bey: ‘ ‘ Oğlum Ahmet, benden küçük kızının fotoğrafını yollamamı istedi.Ben,köye gideyim de fotoğrafı nasıl alayım?’’ deyince,babam da benim gitmeme müsaade etti.

Yıllar sonra evlerinin önünden geçtiğimde bana bu hikayeyi hatırlattılar.Aramızdaki o samimi bağ hiç kopmadı.Çocuklarıyla da hala görüşürüm…

 

Сотрудничество

Международный журнал культурной и деловой жизни "Золотая площадь" пргиглашает к сотрудничеству компании и частных лиц. Вы можете размещать рекламу на страницах печатного издания и в электронной версии журнала в виде рекламных материалов, баннеров, видеороликов, по лучшим ценам и на лучших условиях.

Читать...

О нас

«Золотая площадь». Международный журнал культурной и деловой жизни.
The Golden Plaza. International Magazine of Culture and Business.
Свидетельство о регистрации средств массовой информации:
Москва, Федеральная служба по надзору в сфере связи, информационных технологий и массовых коммуникаций (Роскомнадзор), Эл № ФС77-49585 от 24 апреля 2012 г.
Учредитель: Индивидуальный предприниматель Эркенов Рашид Адамович.
Главный редактор журнала «Золотая площадь» Аппаев Билял Добаевич.
Издатель: индивидуальный предприниматель Эркенов Рашид Адамович. Адрес издателя: 369380, КЧР, Малокарачаевский район, с. Учкекен, ул. Ленина, 89а.

Контакты

filePxZu

Адрес редакции:
Россия, 369380, КЧР
Малокарачаевский район
с. Учкекен, ул. Ленина, 89а.
email: info@goldenplazamagazine.ru
Тел. 8 87877 2-55 37