object1311732607

ten20x1000

Geçmişe Yolculuk

Kasabadaki ikinci evimizin, yine büyük bir bahçesi ve havuzu vardı. İnek, tavuk ve arı beslemeye başlamıştık. Babam, bizim adımıza anneme hediyeler verir, evimiz adeta tiyatro sahnesi gibi olurdu. Hatta bir defasında babam bana, anneme hediye etmem için, içinde topuklu ayakkabı bulunan bir paket vermişti. O paketin üzerinde de yavrusunu sarmaşıklar içinde besleyen bir anne kuş figürü bulunuyordu. Evde hediyelerimizi verdikten sonra, okuldaki törenlere katılırdık.

Babam, orada Öğretmenler Kulübünü ve Akdoğan Çayevi’ ni çalıştırmaya başladı. Ben de ilkokula, Sarayönü Merkez İlkokulu’nda başladım. Orada üç sene okudum ve sonra babamın O girişimci ruhu bizi, Konya’ya taşıdı. Babam, Konya’da Esat Efendi Han ve Oteli’ni işletmeye başladı.

Son iki yılımı İsmet Paşa İlkokulu’nda okudum. Orada okurken, Anneler Günü için yapılan bir törende, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ve Andımızı ezbere okuduğum zaman, kızıyla gurur duyan babamın, yaşlı gözlerle beni izlediğini asla unutamam.

Kasabadaki evimizin büyük bir bahçesi vardı. Ancak ev, topraktan yapılmış, damı düzdü. Bir gece, şiddetli bir yağmur yağmaya başladı ve sabaha kadar da dinmedi. Evde annem, babam, ablam ve ben vardık. Evin damı akmaya başladı. Annemle babam, yağmurun aktığı her yere kova yerleştirdi. Ablamla, beni yatakları topladığımız dolaba koydular. Kendileri de ayakta, iki köşede sabahladılar. Babam, ertesi gün, adına  çorak taş denilen,eflatun taşları getirdi ve  silindir şeklindeki mermer taşla evin çatısının akan yerlerini onardı. O zamanlar iki abim, Konuklar Çiftliği Ziraat Okulunda yatılı okuyorlardı. Halamın Olgunlaşma Enstitüsü’ne giden 18 yaşındaki kızı Ayşe, mezuniyet gününde apandisti patlayıp ölünce, halam yalnız kalmasın diye büyük abim Ertan’ı ilkokuldu bitirince onun yanına göndermişlerdi.

Bu arada yeni evimizin bahçesindeki havuzun tadını çıkarıyor, yazlarımızı güzel geçiriyorduk. Ablam Aymelek, kız arkadaşları ile birlikte havuza giriyor, ben de bahçede onları seyrediyordum. Yine bir gün ablam, arkadaşlarıyla havuza giriyordu. Yan komşumuz Kürt Hamide’ nin oğlu Karaman, kızlara ıslık çalmaya ve türkü söylemeye başladı. Onu gören kızlar bağırıp, Sacit abimi çağırdılar. Abim de okuldan eve, evci çıkmıştı. Dışarı çıkıp komşunun oğluna: ‘‘Kızları rahatsız etme’’ diye kızınca, Karaman da gidip annesine şikayet etti. Bu arada annem de köşede kadınlarla sohbet ediyordu. Kürt Hamide eteğine taş toplayarak, abimin peşine düştü. Abim önde, o arkada kovalamaca  başladı. Kadınlar, gelip anneme: ‘‘Hamide oğlunu dövüyor’’ deyince annem, telaşlandı ve titremeye başladı. Bu arada abim camhıraş kaçarken, babama rastlamış.  Babam, bize çok düşkündü. Hamide Hanım’a: ‘‘Sen bayansın, seninle muhatap olamam’’ diyerek kocasına gitti. Kocası: ‘‘Süleyman Ağa, kusura bakma, karım cahillik etmiş’’ deyip özür diledi. Ertesi gün de karısı gelip, annemden özür diledi ve komşuluk ilişkileri düzeldi. Bu, benim hiç unutamadığım bir anne-baba motifiydi.

Sonra İstasyon Mahallesi’ndeki üçüncü evimize taşındık. O da büyük bahçeli, güzel bir evdi. Bitişiğimizde Tatar bir aile oturuyordu. Evin beyi, her akşam içip içip eşini ve çocuklarını döverdi. Yine bir akşam kadın feryat figan, çocuklar desen yine öyle. Babam, duruma kayıtsız kalamadı ve bel küreğini kapıp: ‘‘Gücün, kadın ve çocuklara mı yetiyor’ diyerek Tatar komşumuzu bir güzel dövdü. Bu, adama ilaç gibi geldi. Alkolü bıraktı. Babamı her gördüğünde eline sarılır, hürmetlerini bildirirdi. Karısı ise; anneme gelerek: ‘‘Çocuklarım ve ben, o günden sonra gün yüzü gördük. Allah sizden razı olsun’’ der teşekkür ederdi.

Babam, arılarını eski evden yeni eve taşırken, arı kovanını at arabasına yükledikten sonra, ‘arı zehri romatizmaya iyi gelir’ diyerek, elini ve ayaklarını açıkta bırakır, kendisini evin salonuna zor atardı. Gözleri kıpkırmızı olur, ayakta duramazdı. Annem ve ablam, hemen akrabamız olan Doktor İhsan amca’ ya koştular. Ben de bir tas ayran yapıp, babama içirdim. Onlar gelene kadar, babam kendine gelmişti. Ayran içince, içindeki zehri kusarak boşaltmış, gözleri eski rengine kavuşmuştu. Doktor: ‘‘Kızın gerekeni yapmış zaten, geçmiş olsun’’ dedi. Babam da: ‘‘Benim bu kızım dünyaya bedel, ayran yaparak hayatımı kurtardı’’ diyerek, bana güvendiği ifade edip, beni kodlamış oldu. Nerden bilebilirdim ki… bunu yıllar sonra anlayacaktım…

Okul hayatımın başladığı yıllar…Annemin diktiği turuncu pileli, siyah şeritli elbisemi büyük bir sevinçle giyerek okul yoluna düştük. Önce Turgut abimle foto Derviş’e gidip, vesikalık fotoğraf çektirdik. Babam, ‘‘Benim kızım okuyacak, ya hakim olacak ya hekim’’ derdi. Dediği gibi de oldu… Sonra Merkez İlkokulu’na kaydımı yaptırdık. O sıralarda daha önce hiç görmediğimiz babamızın amca oğlu Yüzbaşı Mustafa çıkıp geldi. Çok yakışıklı, tatlı dilli bir amcazade idi. Sabaha kadar uyumadan onun konuşmalarını dinledik. Amcazademiz Mustafa, Denizli’de yaşadıklarını, kendisinin bir oğlu ve bir kızı olduğunu, yanlış bir evlilik yaptığını, çocuklarını getirip anneme bırakacağını ve eşinden ayrılacağını söyledi. Anne ve babama: ‘‘Sizin, yetiştirilmemde emeğiniz çok, beni yetiştirdiniz, çocuklarımı da sizin yetiştirmenizi istiyorum’’ deyince annem, kendisi ile hemen hemen aynı yaşta olan kayınbiraderine Caşçık (genç) diye hitap ederek: ‘‘Benim çocuklarım tarhana yapsam tarhana yer, pilav yapsam pilav yer. Kimse ne yaptın diye sorgulamaz. Anlattığına göre senin çocukların kahvaltıda ceviz ve peynir olmazsa yemek yemez, yemek seçer. Ben, senin çocuklarına bakamam. Çocuklarını annelerinden ayırma’’ dedi.

Mustafa Bey, dedem İsmail’in kardeşi Hacı Ömer’in oğluymuş. Annesi ve babası vefat edince, onu ve kız kardeşi Ayşe’yi, babaannem büyütmüş. Çok zekiymiş. Kuleli’ yi ve Galatasaray Lisesini kazanmış. Kuleli’ yi tercih edip oradan mezun olup gelmiş. Köydeki tarlaları satmak isteyince babam ile aralarında anlaşmazlık çıkmış. Bunun üzerine Mustafa Bey, kız kardeşi Ayşe’yi alıp, İzmir’deki halam Habibe’nin yanına bırakmış. Kendisi de Denizli’ye gidip, orada Şeküre Hanım ile evlenmiş. Aradan yıllar geçmiş, şimdi gelmiş, anneme böyle bir teklifte bulunuyor…

İlkokul üçüncü sınıfta, sınıf öğretmenim  Yılmaz Karayel’in yaptığı okuma yarışmasında, dakikada 180 kelime okuyup birinci olmuş, sulu boya takımı kazanmıştım.

Dördüncü sınıfta Konya’ya taşındık. Babam, Atiye Hanım’ın evini kiralamıştı. Ev iki katlı, cumbalı, arkasında sebze bahçesi olan, Ermenilerden kalma bir evdi. Sokak kapısının iki tokmağı bulunuyordu. Birisi bayanlar için hanımeli şeklinde, diğeri ise; erkekler içindi ve halka şeklindeydi. Tokmağın sesinden, gelenin kadın mı erkek mi olduğu anlaşılıyordu.

Halamın oğlu olan Cantor, Eskişehir’de yaşıyordu. Sigorta müfettişi olarak Konya’ya atandı ve evimize konuk oldu.  Bir gün, bana verdiği 10 lirayı geri alarak ortadan ikiye yırtmış, ben ise paramı yırttığı için çok üzülmüştüm. Küserek, gidip balkondaki yünlerin içine yatmış, uyuyakalmışım. Abim ve Cantor, beni uzun süre aramışlar. Akşam, beni orada bulduktan sonra yaptıklarının hata olduğu anlayıp, çok üzülmüşler.

İlk defa nergis ve yasemin çiçeklerini bu evimizin bahçesinde görmüştüm. İkinci evimiz yine bahçeli, büyük bir evdi. Üst katta ev sahiplerimiz Abaza Ayhan abla ile eşi Konyalı Mehmet Bey oturuyordu. Benim yaşımda Muammer adında bir oğulları vardı. Yan komşumuz Menşure teyze ise, oto tamircisi Konyalı Ali Rıza Bey’in ikinci eşi idi. Ondan Yurdanur ve Hayati adında iki çocuğu vardı. Onların da bahçelerinde büyük bir havuzları vardı. İlk yüzme derslerimi o havuzda, Menşure teyze’den almıştım.

Bir gün rüyamda, Menşure teyze’ nin eşi Ali Rıza amca vefat etmiş, babamın karyolasına yatmıştı. Sonra saçları beyazlamış, kıvırcık saçlı, şişman, zenci suratlı bir kadın, elinde oklava ile beni ve Menşure teyze’ nin çocuklarını, önüne katmış kovalıyordu. Korku ile uyandım ve ağlama krizine tutuldum. Annem köye gitmişti, evde yoktu. Ablam ve ağabeyim beni babamın oteline götürdüler. Katıla katıla ağladığımı gören babam, kendime gelmem için bana bir tokat patlatıp: ‘‘Sus ve her ne gördüysen unut’’ dedi. İçimi çekerek eve döndüm. Bir hafta sonra Menşure teyze’nin kocası Ali Rıza amca vefat etmişti. Oğlu Hayati yedi, kızı Yurdanur dokuz yaşındaydı. Babaları yün kefen ile evin ortasında boylu boyunca yatıyordu. Ali Rıza amca’ nın ölümünden bir ay sonra, Menşure teyze babama gelerek: ‘‘Süleyman abi, ben şimdi iki çocuğumla memlekete dönersem, beni başkası ile evlendirirler. Sen, beni burada münasip biri ile evlendirsen …’’ dedi. Taliplerden biri Hurdacı Mehmet Efendi, diğeri de ziraat aletleri satan Kırşehirli Kürt Ahmet’di. Babam da: ‘‘Bir araştıralım’’ dedi. Ahmet Ağa’nın zaten bir karısı olduğunu, kuma olarak gitmesinin de doğru olmadığını söyledi. Ama Ahmet Ağa, hurdacı’ dan daha genç ve zengindi. Menşure teyze, babama rağmen ona kaçtı. Babam çok kızdı. Bir gün Menşure teyze, babamdan gizli olarak eve gelip, annemi çağırdı. Annemle birlikte üç tekerli triportöre binip gittiler. Kısa süre sonra duyduk ki, Anıt Meydanı’ndan dönerken, trafik kazası yapmışlar ve annemi hastaneye kaldırmışlar. Babam hemen hastaneye koştu. Annemin beyin kanaması riski varmış. Bütün köye haber saldık. Herkes, bizim evde toplandı. Annem, on gün tedavi gördü. Çok şükür kurtuldu. Menşure teyze de kısa süre sonra iyileşti. Ahmet abi’ den Yurdagül ve Mesut adında iki çocuğu oldu. Onlar Ankara’ya taşındı. Biz de 19 Mayıs Sokakta’ki iki katlı, cumbalı, içinde dut ağacı olan büyük bahçeli yeni bir eve taşındık.  Evimiz, Kız Öğretmen Okulu’nun yanındaydı.

Сотрудничество

Международный журнал культурной и деловой жизни "Золотая площадь" пргиглашает к сотрудничеству компании и частных лиц. Вы можете размещать рекламу на страницах печатного издания и в электронной версии журнала в виде рекламных материалов, баннеров, видеороликов, по лучшим ценам и на лучших условиях.

Читать...

О нас

«Золотая площадь». Международный журнал культурной и деловой жизни.
The Golden Plaza. International Magazine of Culture and Business.
Свидетельство о регистрации средств массовой информации:
Москва, Федеральная служба по надзору в сфере связи, информационных технологий и массовых коммуникаций (Роскомнадзор), Эл № ФС77-49585 от 24 апреля 2012 г.
Учредитель: Индивидуальный предприниматель Эркенов Рашид Адамович.
Главный редактор журнала «Золотая площадь» Аппаев Билял Добаевич.
Издатель: индивидуальный предприниматель Эркенов Рашид Адамович. Адрес издателя: 369380, КЧР, Малокарачаевский район, с. Учкекен, ул. Ленина, 89а.

Контакты

filePxZu

Адрес редакции:
Россия, 369380, КЧР
Малокарачаевский район
с. Учкекен, ул. Ленина, 89а.
email: info@goldenplazamagazine.ru
Тел. 8 87877 2-55 37